Kedimin mırıldaması ile uyandım bugün. “Hadi kalk artık, çok heyecanlıyım, kar tanelerini izlemekten başım döndü, sen de gelsene,” dedi. Yorganı bir kenara atıp çıktım yataktan. Dün gece yağmaya başlayan kar aralıksız devam etmiş, yorgun ve üzgün İstanbul’u kaplamış. Şükrettim yine. Başımın üstünde dam, ev sıcacık, yiyecek de var, dolap tam takır değil. Şimdilik böyle… Dört bir yanımızı kuşatan savaş, göç eden insanlar, sokaklarda vahşet, saldırılar derken, gelecekle olan ilişkimiz değişti. Ben biraz mağara döneminin insanlarına benzetmeye başladım gidişatımızı. Mağaradan çıkarsın, onca vahşi hayvanın pençesinden kurtulup yiyeceğini toparlayıp güvende olacağın ana rahmini andıran yuvana döner sığınırsın. Soğuktan ve açlıktan, yırtıcı hayvanlardan ve ölümden korunduğun yerdir yuvan ve eğer kendine bu şartları sağlayabiliyorsan şanslısın. Hem de epeyce. Aylardır zihinlere üşüşen sorular, kaygılar… Gidecek yer kalmadı koca gezegende diyesim var. Kaldığım olduğum yerde yaşamın ve doğanın asal kanunlarına her şeye rağmen sadık kalmaya çalışma çabam var…

Sabah sabah yoga matımın üzerinde hafif bir seriyi tamamlarken kah koltuğun altında biriken tozu, kedinin kuru mamasını atıp tutup oynadığı için sağa sola saçtığını, kah kaybettiğimi sandığım çorabımın tekini görüp yarınların bize ne getireceğini tahmin edememenin sıkıntısını hissettim. Pratiğimde ve anda kalmak hem zor geldi, hem de kalmaya devam ettikçe tuhaf bir sükûn yerleşti içime. Dedemi hatırladım. Namaz kılmaya başladığındaki kıpır kıpır hali geldi gözümün önüne. Öyle ya, gün boyu zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak parça parça oluyoruz saçılıyoruz anlara olaylara insanlara konuşmalara. Gel de topla kendini ve odaklan! Olmuyor birdenbire, alışkın değiliz çünkü. Hatta giderek daha da çok uzaklaşıyoruz kendimizden. Acıyı, tehlikeyi, endişeyi hissetmemek için uyuşturuyoruz her şeyi, yemekle, dizilerle, internet ya da kitaplarla. Mağara devrinde dünyanın bir yerinde gezegenin bağrına sığınmış atalarımdan birinin tam da uykuya dalmadan önce ne düşündüğünü merak ediyorum bazen. En son Savasana‘ya geçmeden önce Balasana‘da birkaç nefes duraklarken kendi mağaramın içine çekiliyorum. Şükrediyorum. Şimdilik…

Sırt üstü uzandığımızda güvendeyiz. Ya yatağın içinde, ya bir kumsalda, ya da kırlık bahçelik bir alanda, bazen evde kanepenin üzerinde, dinleniriz. İnsan kendini ancak güvende hissettiğinde açılır saçılır. Yaşam, sağ kalım için kendine uygun şartları bulur bulmaz ışığa boynunu uzatır, serpilir, çiçek açar. Savanasana‘da zihnimin yayı gevşemeden önce aklımdan geçen son düşünce şu oldu sanırım: Keşke şiddet eyleminde bulunan kişiler de hayatlarının herhangi bir anında sere serpe uzanıp etraflarında sevdikleri kişilerin oyun oynadığı, gülüştüğü, yaşamın mutlu seslerinin birbirine karıştığı bir zamanı hatırlasalar. Ne kadar şiddet görmüş ya da göstermiş olursak olalım, hepimizin yüreğinin bir odasına sevgi saklanmış olsa gerek dedim. Acaba bu kadar nefretin ateşini yakacak ne oldu bu insanların hayatında?

Öldürmeyi isteyenlerin karşısında hayatını yaşam için feda edenler de var. Yaradandan ve yaradılıştan rahmet diliyorum İzmir’de onca kişinin yaşam çiçeğini açtıran kahraman polis Fethi Sekin için… Sayesinde güvendeyiz. Üzerimize kar yağıyor. Kar, ölümün çirkin yüzünü örtüyor. Şimdilik…

* * * * *

Bu sabahın hafif serisi şöyle aktı:

Rahat bir bağdaş kurup oturma pozisyonunda başladım, birkaç nefes dinlendim, içime döndüm. Yine oturma pozisyonundayken basit bir bükülme hareketiyle devam ettim. Sol elim, sağ dizimde, sağ elim arkada ve parmak uçlarım yere temas halindeyken oturma kemiklerimden başımın tepesine doğru uzadım. Çenem göğsümle hizalı, nefes alırken omuzlarımı rahat bıraktım. Birkaç nefes dinlendim bu pozda ve sonra diğer taraf için bükülmeyi tekrar ettim.

Ardından Kedi-İnek (Marjaryasana + Bitilasana) geldi. Ellerimin ve dizlerimin üzerinde, ellerim omuzlarımın, dizlerim de kalçalarımın altında hizalı mı diye kısaca kontrol ettim ve kendimi kedi-ineğin dalgalı hareketine bıraktım. Belim çukurlaşırken göğsüm ileriye doğru açıldı, nefes aldım; omurgamı kamburlaştırır ve göbek deliğim omurgama doğru çekilirken nefesimi boşalttım. On kez tekrarladım.

Sıra hamlesini yapan Kaplana (Vyaghrasana) gelmişti. Yine ellerimin ve dizlerimin üzerindeyken, nefes aldım ve sağ kolumu yere paralel ileriye doğru uzatırken sol bacağımı geriye doğru uzattım, nefes verirken ellerim yerde, sol dizimi karnıma doğru çektim. Sonra aksi yönde tekrar ettim. Sağlı sollu en az altı kez uyguladım. Vücudum giderek ısındı.

Derken Adho Mukha Svanasana (Aşağı Bakan Köpek) pozuna yükseldim ellerim ve dizlerimin üzerinden, arka bacak kirişlerimin esnediğini hissettim, başımı rahat bıraktım, arada ayak parmaklarımın ucuna yükseldim, vücudum açıldı. On nefes kadar buralarda gezindim kaldım.

Sonra Adho Mukha Svanasana (Aşağı Bakan Köpek) duruşundan sağ adımımı öne atarak Anjaneyasana (Alçak Hamle) pozuna geçtim, sol dizim yerde, sağ ayağım ise sağ dizimden birkaç santim önde. Arkada kalan ayağımın yüzünü yere bastırdım, öndeki dizimi biraz daha kırarak sol kasığımın içinde tatlı bir esneme hissettim. Üç nefes kadar burada kaldım.

Anjaneyasana (Alçak Hamle) duruşundan tekrar Adho Mukha Svanasana‘ya geri geldim ve beş nefes kadar kaldım.

Tekrar Adho Mukha Svanasana‘dan (Aşağı Bakan Köpek) Anjaneyasana‘ya (Alçak Hamle) bu defa sol adımımı öne atarak döndüm ve sağ kasığımdaki esnemeyi hissettim. Üç nefes kadar kaldım.

Yeniden Adho Mukha Svanasana‘ya (Aşağı Bakan Köpek) döndüm. Beş nefes kadar kaldım.

Adho Mukha Svanasana‘dan (Aşağı Bakan Köpek) Balasana‘ya (Çocuk Pozu) geçmek için önce yine ellerimin ve dizlerimin üzerine indim, sonra ellerimi öne doğru iyice uzattım, kalçalarımı topuklarıma doğru düşürdüm. Koltuk altlarımdaki tatlı esnemeyi hissettikten sonra ellerimi de geriye götürüp topuklarımın, kollarım da kalçalarımın yanında yerde dinlendirdim.

Balasana‘dan (Çocuk Pozu) açılıp yüzü koyun karnımın üzerinde uzandım. Kuyruk sokumumu uzatıp kollarımı geriye doğru kaldırırken bacaklarımın yerden temasını kestim. Shalabhasana (Çekirge Pozu) duruşunda çeşitlemelerle nefesi tutmadan normal akışına izin vererek beş nefes kadar kaldım.

Sonra serbest bıraktım, yüzü koyun matımın üzerinde biraz dinlendim. Tekrar Balasana‘ya (Çocuk Pozu) geri döndüm. Buradan sırt üstü pozisyona geçtim. Dizlerimi karnıma çekip onlara sarıldım, üç nefes kadar burada kaldım.

Sırada ölü bir böcek ya da gülen mutlu bir bebek olmak vardı. Ananda Balasana‘da ayaklarımın dış kenarlarından tutarak nazikçe dizlerimi mata doğru yaklaştırmaya çalıştım, ayak tabanlarım tavana çevrili, kuyruk sokumumu mata doğru bastırdım. Nefeslerimi dinledim.

Ayaklarımı serbest bıraktım matımın üzerinde sırt üstü uzandım. Sonra dizlerimi göğsüme çektim, nefes aldım, nefes verirken her iki dizimi birbirine bitişik halde sola doğru devirdim. Bu arada kollarım omuz hizasında her iki yana açıkken başımı sağ omzuma çevirip sağa baktım. Üç nefes kadar burada kaldım. Sonra dizlerimi merkeze topladım, sağ taraf için tekrar ettim.

Son olarak Savasana‘ya geçmeden önce dizlerimi merkeze topladım, derin bir nefes aldım, nefesimi verirken bacaklarımı matın üzerinde uzattım, kollarım bedenimin her iki yanında, avuç içlerim gökyüzünü görecek şekilde uzandım. Gözlerim kapalı, gönlümün dilediğince burada kaldım.

Reklamlar